Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 7 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayınlandı. Yeni yönetmelikle, tıp eğitimi müfredatları uygun olan veya onaylanmış sertifikalı eğitimlerle yetkinlik edinen diğer tüm hekimler yine sağlık kuruluşlarında (gerekli fiziki mekân ve asgari tıbbi donanımın sağlanması şartıyla) estetik işlem yapabilecek. Yönetmelikle birlikte kozmetik işlemlerin uzmanlık gerekmeksizin tüm hekimler tarafından yapılmasına olanak tanınması, başta dermatoloji branşı olmak üzere pek çok uzmanlık alanında endişeye yol açtı.
Estetik ve kozmetik işlemlerin ‘basit tıbbi enjeksiyonlar’ olarak görülemeyeceğini söyleyen Türk Dermatoloji Derneği (TDD) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ertan Yılmaz, yeni yönetmeliğin halk sağlığı sorunlarına yol açabileceğini ve uzmanlık eğitimine duyulan saygıyı zedeleyeceğini belirtti. Kısa süreli sertifikasyon programlarıyla uzmanlık eğitimine alternatif yaratılmaya çalışılmasının sağlık sistemine zarar vereceğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, “Bir uzmanlık dalını birkaç haftalık kursla bypass etmek, halk sağlığını tehlikeye atmaktır. Eğitim programlarımızda detaylı ve titiz bir süreç izleniyor. Bunun yerini birkaç günlük bir sertifika alamaz. Yönetmeliğin iptali için yargıya başvuracağız” dedi.
‘5 dakikada bir hasta muayene sistemi’ nedeniyle hem hastalar hem de doktorlar mutsuz
Sertifikasyon programlarının uzmanlık eğitimiyle çeliştiğinin altını çizen Prof. Dr. Yılmaz, “Tıpta uzmanlık kurulu bizden asistanlarımızın belli sayıda biyopsi yapmasını, belirli beceriler kazanmasını şart koşuyor. Ama bir yandan birkaç haftalık kursla yetki vermeyi planlıyorlar. Bu, kendi içinde büyük bir tutarsızlık” diye konuştu.
Türk Dermatoloji Derneği genel merkezinde düzenlenen basın toplantısında Sağlık Bakanlığı’nın sertifikalanmış hekimlere medikal estetik yapma yetkisi verdiği düzenleme ile ilgili dernek yönetim kurulu üyeleri tarafından açıklama yapıldı. Toplantıda konuşan Türk Dermatoloji Derneği Sekreteri Doç. Dr. Aslan Yürekli, yeni yönetmelikle ilgili endişelerini dile getirerek, “Bir branşın yetkisindeki işlemleri küçümseyerek herkese açmak hem halk sağlığını tehlikeye atmak hem de o hekimleri komplikasyonlarla baş başa bırakmaktır. Aslında bu, sertifikasyon programına alınacak hekimlere de çok büyük bir haksızlık çünkü bizlerin elinde şu an yetkisi olmayan hekimler tarafından yapılan ve mahkemeye taşınan birçok bilirkişi dosyası bulunmakta. Bu kişilere, 4 yıllık bir uzmanlık eğitimini görmezden gelerek, sadece sertifikaya indirgeyerek bu yetkiler verildiğinde, aslında o hekimler de başa çıkamayacağı estetik kozmetik işlemler dediğimiz geniş kavramın içerisinde kendilerini bulacaklardır” diye konuştu.
Bir dermatoloğun 4 yıllık uzmanlık eğitimi sırasında hangi işlemlerin yapılabileceğini ve hangi durumların ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini öğrendiğini vurgulayan Doç. Dr. Yürekli, “Örneğin; 17 yaşında bir çocuk düşünelim, onun en büyük estetik kozmetik kaygısı bir akne yani sivilcedir. Bu sertifikayla bütün hekimler akne tedavi edecek midir? 4 yıllık uzmanlık eğitiminin ne anlamı kalacaktır? Bunun dışında bir leke, kozmetik kaygıdır fakat bu bir güneş lekesi midir yoksa bir deri kanserinin habercisi midir? Bu lekeyi sadece basit bir leke olarak algılayıp, bu kişiler sertifikasyonla yetki alıp, bu lekenin üzerine bir cerrahi işlem, kozmetik işlem ya da lazer işlemi yaptıklarında bu kanseri derinin daha da alt tabakalarına yönlendirebileceklerdir. Bizler, dermatologlar olarak 4 yıllık eğitimde neye estetik kozmetik işlem yapıp yapamayacağınızın eğitimini de alıyoruz” dedi.
Sedef hastaları en çok önyargılardan ve ‘alternatif tıptan’ çekiyor
Diğer branşlardaki hekimlere de seslenen Yürekli, “Bugün bizim uzmanlık alanımıza yapılan bu müdahalenin yarın sizin alanlarınıza yapılmayacağının garantisi var mıdır? Eskiden kırıkçılar çıkıkçılar köylerde bu işleri yapıyordu deyip, bütün hekimlere ortopedist hekimlerin yaptığı yetkiler verilse veya kadın doğuma, göz hekimliğine bu şekilde müdahale edilirse ne hissedersiniz?” diye sordu.
Dermatologların kamudan özele geçiş nedeninin yanlış yorumlandığını belirten Doç. Dr. Yürekli, sorunların temelinde çalışma şartlarının kötüleşmesi olduğunu ifade etti. Yürekli şunları söyledi: “Dermatologların kamudan özele kaçış sebebi olarak Sağlık Bakanlığı bu uygulamaların bizim yetkimizde olduğunu düşünüyor. Bu tam olarak doğruyu yansıtmıyor. Çünkü kamuda öncelikle tanı koyduğumuz araçlar küçümsendi. Deri kanseri tanısı koyduğumuz, dermoskopi muayenesinin performans puanı sıfırlandı.
Daha sonra hastalıklarımız küçümsendi. ‘Ne var ki bu hastalıklarda’ deyip, 3-5 dakikada hasta muayene etmeye zorlandık. Bu koşullarda ne hasta memnun oluyor ne biz. Daha sonra eğitimimiz küçümsendi. İki öğretim üyesi bulunan kliniğe hocaların eğitmesi için 50 tane asistan gönderildi. Hocalar, asistan yüküyle karşı karşıya kaldı. Kamuda gördüğümüz durum bu. Biz, özelde değersizleştirilmek istemiyoruz, kamuda değerli olmak istiyoruz. En azından kamuda değersiz olmak istemiyoruz.”
Doç. Dr. Arslan Yürekli, yönetmeliğin genç hekimlerin uzmanlık eğitimi alma motivasyonunu da olumsuz etkileyeceğinin altını çizerek, “11 saat kesintisiz uzmanlık sınavına çalışıp, TUS’a giren bir öğrenci, uzmanlaşma yerine birkaç aylık bir sertifikasyon programıyla aynı yetkilere ulaşabiliyorsa, kim uzmanlaşmayı tercih eder? Bu durum, genç hekimlerimizin uzmanlık isteklerini, amaçlarını da boşa çıkaracak bir uygulamadır” dedi.
Sedef hastalığı yeterince bilinmediği için pek çok kişi tedaviden mahrum kalabiliyor!
Dermatologlar olarak halk sağlığını koruma ve doğru uygulamaları teşvik etme çabalarını da vurgulayan Yürekli, “Bizim mücadelemiz sadece halk sağlığı için değil, aynı zamanda sertifikasyonla yetkilendirilen hekimlerin karşılaşabileceği komplikasyonları önlemek içindir. Dermatologlar olarak deriye sahip çıkmaya çalışıyoruz. Bütün kozmetik işlemler deriye yapılıyor. Bizler dermatolog olarak bunun mücadelesini vermek zorunda olduğumuz için çok üzgünüz” diye konuştu.
Dernek Sekreteri Doç. Dr. Aslan Yürekli, estetik ve kozmetik işlemlerin uzmanlık eğitimi gerektirdiğini ifade ederek, “Botoks, dolgu gibi işlemler bizim çekirdek eğitim programımızın bir parçası. Bu uygulamalar, uzmanlık eğitimi sırasında öğretilen ve bir hekimin uzmanlık belgesi alabilmesi için gerçekleştirmesi gereken işlemlerdir. Bizler bunları sanki yoldan geçerken görmüşüz gibi davranılıyor ancak bu uygulamalar son derece profesyonel bir eğitim sürecinin parçasıdır” dedi. Bazı tıbbi branşların kendi alanlarına yönelik kozmetik uygulamalar gerçekleştirdiğine de dikkat çeken Yürekli, “Eğer bir branş bu uygulamaları yapıyorsa, bu onların çekirdek eğitim programında yer alıyordur. Eğitim programında yer almayan bir uygulamayı hiç kimse yapamaz” ifadelerini kullandı.
Basit enjeksiyonlar olarak nitelendirilen botoks ve dolgunun ciddi riskler barındırdığını da hatırlatan Doç. Dr. Yürekli, “Botoks sonrası göz kapağı düşmesi, uygun malzeme kullanılmadığı zaman ise botulismus gibi komplikasyonlar oluşabiliyor. Dolgu işlemlerinde ise damara baskı nedeniyle nekroz, körlük gibi sonuçlarla karşılaşıyoruz. Dozlama çok önemli ve biz bu dozlamayı 4 yıllık eğitim sürecimizde öğreniyoruz. Bu işlemler uzmanlık eğitimi olmadan yapılamaz” dedi.
Prof. Dr. Pelin Kartal: Evde yapılan kozmetik uygulamalar sağlığı tehdit ediyor
Güzellik salonları gibi merkezlerde yapılan kozmetik ve estetik işlemlere karşı net bir duruş sergilediklerini belirten Doç. Dr. Yürekli, “Hekim dahi olsa, bu merkezlerde estetik kozmetik işlemler, tedavi amaçlı işlemler, deri bütünlüğünü bozacak işlemler kesinlikle yapılamaz. Bizler bununla çok aktif bir şekilde mücadele ediyoruz. Günlük olarak en az 10 şikayet oluşturuluyor, bugün 50 şikayet oluşturduk. Halk sağlığı bizim için çok önemli. Bunun için üzerimize düşeni yapıyoruz, tavrımız net” diye konuştu.
Prof. Dr. Başak Yalçın ise, estetik işlemlerin toplumsal bir ‘kozmetik çılgınlık’ haline geldiğini ve bu yönetmeliğin arz-talep dengesini daha da bozacağını kaydetti. Prof. Dr. Yalçın, “Bizim dermatologlar olarak gördüğümüz en büyük sorunlardan bir tanesi, toplumda bir kozmetik çılgınlığı var. Artık herkes bir şey yaptırmak zorunda hissediyor ve çok küçük yaşlara kadar da düştü. Normalde Sağlık Bakanlığı’nın yapması gereken bununla mücadele etmek ama şu anda ulaştığımız nokta, eğer bu şekilde ilerlerse, arz-talep dengesi daha da bozulacak. Yani çok fazla hekim bu işi yapacak, öyle olunca çok daha fazla vatandaşın bu işlemleri yaptırması beklenecek. Bir süre sonra bu çılgınlık daha da büyüyecek. Bazı mercilerin bunu kontrol etmesi gerekiyor” bilgisini verdi.
Kozmetik ve estetik uygulamaların bazı branşlar tarafından ‘kazanç kapısı’ olarak görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Başak Yalçın, “Biz dermatologlar için mesele, pastayı paylaşmak değil, hastaların sağlığıdır. Bu işlemler ‘kim yaparsa yapsın’ denilecek kadar basit değil. İhtiyaç varsa ve doğru koşullar sağlanıyorsa yapılmalı” dedi.
Prof. Dr. Akın Yücel: Uzman olmayanların yaptığı botoks ve dolgu risk taşır
Dr. İlkay Can, merdiven altı uygulamaların halk sağlığı açısından büyük bir tehlike oluşturduğunu ancak bu süreçte dikkat edilmesi gereken diğer bir noktanın estetik işlemlerin tüm hekimler tarafından yapılmasına izin verilmesinin, halk arasında bu işlemlerin basit ve risksiz olduğu algısını oluşturabileceğine dikkati çekti. “Biz öyle komplikasyonlarla karşılaşıyoruz ki, bunların arasında geri dönüşü olmayan ciddi komplikasyonlar var. Bu işlemleri yalnızca gerekli uzmanlık eğitimini almış profesyoneller yapmalı. Zaten piyasada bolca bulunan sahte ürünlerin, özellikle botoks ürünlerinin daha da artacağını ve ciddi bir halk sağlığı sorunu olacağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Nihal Kundakçı ise medikal tedavi gerektiren durumlarda yapılan yanlış uygulamalara işaret ederek, hastaların güvenliği için uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Kundakçı, “Bazı durumlarda medikal tedavi gereklidir, ancak hastalar bunu fark edemez ve yanlış yönlendirilerek kozmetik işlemlere başvurabilirler. Örneğin; bir hasta, saç dökülmesi gibi bir problemi mezoterapiyle çözebileceğini düşünebilir. Oysa orada onun endikasyonu yoktur. Tamamen medikal bir tedavi ihtiyacı içindedir. Bu durumun kozmetik işlem yerine medikal bir tedavi gerektirdiği uzmanlık eğitimini almış hekim tarafından belirlenmelidir. O açıdan da çok yanlış taraflara gidebilir bu uygulama” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Ertan Yılmaz, çocuk yaşta gerçekleştirilen kozmetik işlemlerle ilgili uyarılarda bulunarak, 14-15 yaşlarında dahi kozmetik uygulamaların yapıldığını, bunun ciddi riskler taşıdığını anlattı. Bu yaşlarda yapılan müdahalelerin hem fiziksel hem de psikolojik etkilerinin göz ardı edildiğine dikkati çeken Yılmaz, “Beden dismorfik bozukluk dediğimiz, kişinin kendisiyle barışık olamaması durumuyla karşı karşıyayız. Toplumda bir altüst oluş yaşanıyor. En kolay çözüm olarak yüz veya vücudun herhangi bir yerine estetik müdahaleler yapılıyor. Ancak bu kişilerin gerçekten bu işlemlere ihtiyacı olup olmadığı değerlendirilmeden bu adımlar atılmamalı” dedi.
Prof. Dr. Arzu Kılıç: Sedef hastasının tedavisi kişiye özgü olmalı, aktarlarda çare aramayın
Hekimlerin ‘önce zarar verme’ ilkesini hatırlatan Yılmaz, “Bir dermatolog dahi olsa, ihtiyaç değerlendirilmeden yapılan müdahaleler hatalıdır. Kırmızı çizgimiz her zaman hasta sağlığı olmalıdır. Bu tür işlemleri talep eden gençlerin önce uygun testlerden geçirilmesi ve müdahale gerekliliğinin net olarak belirlenmesi şarttır. Estetik işlemler, yalnızca ihtiyaç doğrultusunda, dikkatli bir değerlendirme sürecinin ardından yapılmalıdır” diye konuştu.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?